29 Mart 2010 Pazartesi
Anlatılmaz Hikayeleri
Uykuydu aslında onlar göz yaşı değil
Yetmezdi özlemek bir an olsun görmeyi
Yenilirdi ruhlar bunlar zaferden değil
Anlatmazdı büyükler artık oyuncak hikayelerini
Ölmüştü yazarı suskunluktan değil
Anlatmazdı küçüklere özlemenin anlamını
Saflıktı bu umut kaderden değil...
15 Mart 2010 Pazartesi
Tragedyalar III (Edip Cansever)
Birdenbire yapayalnızsanız her yerde
Ve bundan korkuyorsanız
En küçük şeylerden bile. Örneğin birine saati sorsanız
Karşıdan karşıya geçseniz bir caddede
Sesinizi alçaltıp dikkatle bakaraktan çevrenize
Biriyle bir şeyler konuşsanız
Ve her gün kitaplar, dergiler alsanız. Postacı her gün mektup getirse
Sözgelimi bir resmi dairede
Fazlaca oyalansanız
Şöyle bir iki otobüs kaçırsanız üst üste, neden olmasın
Kaldı ki, hiçbir şey yapmasanız bile
Tuhaftır
Sanki herkes kuşkuyla bakacaktır yüzünüze.
Ve işte bir lokantaya girdiniz, garsonla çene çaldınız
Şarapla yiyecek bir şeyler söylediniz, hepsi bu kadar
Biraz da güldünüzdü aklınızdan geçen bir şeye
Ya gülünç bir olaya, ya önemsiz bir söze
Ama az ötede düğmeleriyle oynayan
Ve yiyen tırnaklarını bir adam
Duraksız sizi izliyordur belki de.
Ya da bir dernekte üyesiniz, azıcık mutlusunuz
Ya da küçük bir memur bir banka servisinde
Durmadan suçlusunuz
Durmadan suçlusunuz
Durmadan suçlusunuz ve artık kendinizi
Gücünüz yok ödemeye.
Giderek siz oluyorsa bütün bir kalabalık
Yüzünüz yüzlerine benziyorsa, giysiniz giysilerine
Ansızın bir hastanın kendini iyi sanması gibi
Gücünüz yetse de azıcık bağırsanız
Bir yankı: durmadan yalnızsınız
Durmadan yalnızsınız.
...
23 Ocak 2010 Cumartesi
Bisiklet
Uzun uzun keder,
Tek bir damla göz yaşı
Yersizliğinde gecelerin
Özlemiş olmak gibi birşeyleri
Hani adalarda bisiklet sürmek gibi
Ya da kaçmak milyonların önünden
Tek kişi görmesin gözlerimizi
Yaşlandık bu sefer, saçlarımız azaldı
Tek tek beyazladı hepsi belki
Sahte gerçeklerdi düşlediklerimiz
Ağlamak yetmedi diye belki
Susuyorum şimdi karanlıkta
Düşünmemek elde değil aydınlığı
Uyumak sesiz bir çığlık artık
Bir amacı kalmadığında sevginin
Devrik
Yeni kelimeler geldiyse aklına
Devrildiyse cümlelerin
Bırakmadıysa tesadüfler peşini
Süslü püslü kaldırımlarda
Unutturduysa kendini sokaklarda
Dostlarına kapattıysan kendini
Nefes almak için bile iştahsızsan
Uyku bile kesmiyorsa artık seni
Kaybolmuştur ruhun derinliklere
Çıkarılmayı bekleyecektir yine
Çökecektir özlediklerin dönmedikçe
Gülücükler rüyana gelmedikçe
10 Aralık 2009 Perşembe
Yoktu bu eskiden...
Bulmuştu karanlık yolları yine. Elinde, dükkan isminin parıltılı levhaya, renkli ve büyük puntolarla yazılmamış, camında asılı bulunan kitapçıdan aldığı yeni romanı ile, fazla göz önünde bulunmadan evine doğru tedirgin adımlarla yürüyordu. Tedirgindi, artık bir köşeden çıkan ani bir parlamayla bu sakin ve huzur dolu hayatından olabilirdi. Bir çok arkadaşını bu yüzden kaybetmişti, aynı böyle bir durumda.
Titrek adımları onu evine getirmesi ve bir mumluk ampulünü yakması bir olmuştu. Loş ışık altında aldığı yeni kitabını okumak için can atıyordu. Cam kenarında, sadece kitap okumak için oturduğu koltuğuna oturdu ve kitabın içinde betimlenmemiş bir karakterdi artık. Etrafında koca bir dünya, parıltılı sokaklarıyla hiç durmayacakmış gibi dönerken; o bütün bu kargaşadan uzakta, loş evinde kitapları ile mutlu bir yaşantı içerisindeydi.
Tabi haftada iki gün, çoğuları tarafından yok sayılan grubu ile buluşmaları saymazsak. Haftanın belli bir gününde yapılmazdı bu toplantılar. Çoklar sırf eğlenmek için bazen bu toplantıları basmakta ve sadece bir kişiyi renkli dünyalarına çekmekteydi. Bu duruma böyle bir çözüm getirmişlerdi. Katılımcıları ise kendi kurulları belirlerdi, oluşturdukları zincirleme ağ ile birbirlerine söylerlerdi. Kendisi de kuruldaydı ve bugün kuruldan çıktıktan sonra aldığı kitabına dalmıştı işte. Saatin guguklamasına kapatmıştı elindeki kitabı. Ne anlatacaktı yarın o toplantıda.
Okuduğu romanlardan, hikayelerden çıkarttığı anıları, ya da kendi yarattığı hikayeleri anlatırdı ve herkes seçtiği yolun ne kadar doğru olduğunu anlardı onu dinlediğinde. Kimisi sadece onu dinlemek için beklerdi toplantı gününü.
Kaçırdıklarında çok üzülürlerdi. Bu yüzden kullandıkları en parıltılı alet ile toplantının sesleri kaydedilip toplantıya gelemeyen katılımcılara dinletilirdi.
Kalktı koltuğundan, baktı camdan dışarı ve düşündü "öyle bir hikayem olmalı ki bu sefer bir daha üzerine hikayeler anlatılmasın, öyle bir hikaye anlatmalıyım ki parıltıdan gözleri kamaşsın herkesin." Oturdu masasına ve aldı kağıdı kalemi eline:
" Yoktu bu eskiden. Ben Mezopotamya'nın yalancısıyım. Bana gelmişlerdi ilk, böyle değildi gelenler. Bastıkları yeri severlerdi. Umut dağıtırlardı. Ben Mezopotamya'nın yalancısıyım, çiçek açardı bastıkları yerden. Yoktu bu eskiden. Ben Lidya'lıların yalancısıyım. Bulduklarında ilk o parayı, zulme harcamamışlardı varlıklarını. Birbirlerine yardıma bulmuşlardı onları. Yoktu bu eskiden. Ben Avrupa'nın yalancısıyım. Yıkmamışlardı ilk geldiklerinde dağları taşları. Ezmemişlerdi çiçekleri. Savaşmamışlardı birbirleriye yüzyıl. Bilememiştim ilk kıvılcımın bu olacağını o büyük parıltının. Daha da artmıştı zulüm. Ben Avrupa'nın yalancısıyım. Başladığında bunun birincisi olduğunu söylemediler. Çığlık seslerine kayıtsız bıraktırdılar. Peşinden ikincisi geldi. Çok ağladı o köşedekiler. Ben Hiroşima'nın yalancısıyım. Yoktu bu eskiden. Ben Anadolu'nun yalancısıyım. Umut doluydu gözler. Bakardı bana. Dayanamaz buğday başaklardım o uçsuz ovalara. Aşk kokardı nehirlerim. Bilemezdim o bakışların ardındakileri. Büyük darbelerle vuracaklarını. Unutacaklarını destanlarımı. Kan kokacağını nehirlerimi. Ben Anadolu'nun yalancısıyım. Yoktu bu eskiden. Ben Dünya'nın yalancısıyım. Sevmiştim o ilk halimi. Tenimdeki o maviyi. Beni de kandırdılar o parıltı ile. Rengimi değiştirmelerine izin verdim biz daha mavi yaparız seni diye. Ben Dünya'nın yalancısıyım. Okyanuslarımın artık rengi kırmızı Mars'ı kıskandıracak kadar. Dağlarımdaki kar artık gri, Ay'ı kıskandıracak kadar. Yoktu bu eskiden. Ben Hayat'ın yalancısıyım. Açın gözlerinizi, ben uyuyun diye vermedim kalbinizdeki ritmi. Yoktu bu eskiden. Ben bu var oluşun yalancısıyım..."
Günler sonra uykusundan bir gürültü ile uyanmıştı. Ses kendi sesiydi ve korkmuştu. Parıltının son ürünlerinden biri onun sesini çıkartıyordu. "Yoktu bu eskiden" diyordu alet. Evinin kapısının önü insan kaynıyor. Herkesin elinde mum. Kapatmışlardı bütün ışıkları. Çıktı evinin balkonuna bağırdı hikayesinin son cümlelerini:
"Yoktu bu eskiden. Ben Hayat'ın yalancısıyım. Açın gözlerinizi, ben uyuyun diye vermedim kalbinizdeki ritmi. Yoktu bu eskiden. Ben var oluşun yalancısıyım..."
9 Eylül 2009 Çarşamba
4 Mayıs 2009 Pazartesi
Erguvan
Sözüm var doğaya
Açacak erguvanlar boğazda
Mora çalacak iki yaka
Seyrederken umutla vapurda
Sözüm var doğaya
Bu mevsimde erguvanlı boğazda
Her sene mora dönecek iki yaka
Elini tutup bakacağım vapurda
Sözüm var doğaya
Erguvan açacak her bahar boğazda
Mor olacak ‘onun sevdiği’ iki yakada
Unutup doğayı dalacağım gözlerine vapurda
Üç Yüz Sayfa
Söküp atmış şarapnel parçaları,
Et tırnaktan ayrılırken,
Sığınakların kasvet veren havasında.
Büyük İmparatoru dünyanın...
Yıllar sonra, düşünüp uğraşıldığında,
Okunacak, topu topu üç yüz sayfa!
Sıcacık yataklarda, huzurla...
Ağlamalısın, göz yaşı dök,
13 Şubat 2009 Cuma
Oyuncak Hikayeleri Çok Yakında Burada
Söylenecek sözleri çok onların. Hep sustular, bazılarını susturmak için seçilmişlerdi. Birileri onların varlığını anlamasını beklediler sabırla.
Bir dilleri olsa neler anlatacaklar. Ne olaylar gördüler, ne sırlar sakladılar. Birisi çıktı ve onların bu bildiklerini birbilerine anlatırken duydu.
Artık hepsinin gün yüzüne çıkma vakti gelmişti. Bu çığlık artık insanların önce kulaklarına, ardından dillerine düşecek. Oyuncak hikayelerini TheNumbER12 iftiharla sunuyor. Bekleyn…
8 Aralık 2007 Cumartesi
Ben Geldim (Cem Adrian)
3 Aralık 2007 Pazartesi
Dört
Rüzgar esmeye başladığında bir anda ıslık sesi kesildi, hıçkırık sesleri rüzgarın o ninni gibi gelen ıslığına karışmaya başladı. "O" an gelmiş olmalıydı muhakkak aklına. Herkesin unut dediği ve sırf bu yüzden kendisini tozun toprağın içine attığı "O" an. Tozun ve toprağın içine kaçtığı gözlerinden derin derin ağlamaya başlamıştı ve o anda işte hıçkırık sesleri rüzgarın ıslığını bastırır olmuştu. Son bir kez yutkundu ve;
-Gitme!!!
Fısıltısı geldi dudaklarının arasından bir zehir gibi. Ardından derin bir sessizlik ve peşi sıra dört bir yandan bulutlarıyla beraber fırtına... Yer gök bir oluverdi bir anda. Bütün hayvanlar ayaklanmış fırtınanın merkezine doğru geliyorlardı. Ayaklandı ve kollarını açarak tozun, toprağın içinden haykırmaya başladı. Doğusundan, batısından, kuzeyinden, güneyinden gelen yılanları bir bir zehirledi. Aynı yönden ve üstüne koşa koşa gelen bütün gergedanları, filleri, zürafaları tek parmakla ezdi. Haykırışları aslanları bile korkutmuş, kaçırmıştı. Ve son bir haykırışla birlikte derin bir nefes...
Fırtına dağılmıştı ve dağılınca her şey eski haline dönmüştü. Tozlu hava eski görüntüsündeydi, dağlardan ağaçların kokuları gelirken tekrar ıslık sesi gelmeye başlamıştı. Gölgesi ise bir boy büyümüştü...
26 Kasım 2007 Pazartesi
Metafor
En ucuza getirilmiş aşk bedelini bir başkasının ödediği aşktır..Böyle bir aşkta ucuzdur doğrusu...
Beyaz bir akdeniz evinin duvarında kanatlarını kaşırken bir insanoğlunun ölümcül bir hareketi..elini kaldırdığında o ele yakalanmayan böcek!....sinekler...!
360 derece görüş açısına sahiptirler..Yani biz insanoğlunun tabiriyle arkalarını da görürler..kıskanılacakbir durum olabilir..Kimbilir nasıl olurdu dünya,arkamızıda görebilseydik..!
Geri kalmış ülkelerde açlıktan ölmek üzere olan insanların ağızlarının,gözlerinin içinde görürüz onları..Gelişmiş ülkelerin sefalet sembolüdür onlar..bir ne zaman biticek bu sömürü sorusu ile..
Onlar aklın her zaman işe yarayamayabiliceği gerçeğinin somutlaşmış örneğidir..
İnsanoğlu doğadaki en zeki canlı olsada bir sinek kadar kolaylaştıramadıktan sonra hayatını bu neye yarar ki...?
Belkide bir sinek kadar mutlu olmak vardı mutluluk diye bir düşünce olmasaydı...
Eğer düşünceyse yaşam;güçse ve soluksa ve yokluğu ölümse düşüncenin öyleyse ben mutlu bir sineğim...! İster yaşayayım ister öleyim...! Anlamaya başlamanın ilk belirtilerinden biri ölme isteğidir...

