6 Haziran 2013 Perşembe

At mı?

TOMA'da mazot biter
Sokakda gazın biter
Bizim de alkol biter
Bilmezsin sen
Neticede çıban biter!

Ağaçlar kökünden biter
Meyveler öteden biter
Bizimde üzüm biter
Bilmezsin sen
Neticede tırmık biter!

Gezin burada biter
Yürekler sarayda biter
Bizimde harçlık biter
Bilmezsin sen
Neticede acı biter!

Bıyığın ergenken biter
Şimbili oyla biter
Bizimde çapul biter
Bilmezsin sen
Neticede at biter!

21 Nisan 2013 Pazar

Aroması Sen

Sen geldiğinde,
Sümbüller sarar dört bir yanı.
Hani bahseder ya usta şiirinde;
Kırk yıllık beton çayır çimendir şimdi.
Değil öyle,
Sümbül ağaçlarıdır her yer.
Ve kokun, sümbüller kıskanır.
Sadece görünürler gözüme.
Sen gibi kokmazlar öyle.
Kokamazlar.
Ve sen geldiğinde,
Gönlüm bir damla su olur.
İçinde bir tutam sümbül,
Aroması sen.
Sen geldiğinde her seferinde,
Mor olur üstüm.
Aroması sen.

1 Ocak 2013 Salı

12 BİTTİ 13 BAŞLASIN


2012 yılını da geçtik gidiyoruz. Farklı bir yıl oldu esasında. İşte 12'de aklımda kalanlar;

-Çok değişken bir seneydi. 3 şehir değiştirdim resmen.(Malatya - Gaziantep - Kocaeli)
-Askerlik çıktı aradan.
-Yepyeni bir işe başladım. Çok heyecanlı bir süreçti.
-Tuttuğum el ile zor virajlar atlattık. Artık hangi viraja nasıl gireceğimizi biliyoruz.
-Çok fazla yeni arkadaş edindiğim bir yıl oldu.
-Uzun zamandır görmediklerimle görüştüm.
-Karadeniz hariç geri kalan tüm coğrafi bölgeleri gördüm bu sene.
-21 Aralıkta hiç bir cacık olmadı.:)
-Doğum günümde üç tane 12 yan yana geldi ve tam saat 12:12'de tivit attım.
-Her zaman olduğu gibi bu yılda baklavanın, kebabın, kadayıfın dibine vurdum.
-Hobit ve Cloud Atlas'ı izledim, beğendim.

2013 başlıyor. Bu sene geçiş süreci devam edecek sanırım. 2014'ten beklentim çok esasında ama bu yıl da olacak çok önemli hikayelerim olacak. İşte 13'te olabilecek dönüm noktalarım;

-Bazı süprizlerim olacak. Ama havalar soğuk, ısınıp biraz soğuması lazım. ;)
-İlk arabamı alacağım. Çok hevesliyim.
-Dostum nişanlanıp, evlenecek.
-Yepyeni bir fabrika, yepyeni ofis ve yepyeni araba... Çok heyecanlıyım.:)
-Gecemle gündüzüm karışacak.
-Pasaportumu kullanma ihtimalim bir hayli yüksek.
-TNK ve Şebo'nun yeni albümlerini dinleyeceğim.
-Hobit 2 ve Hangover 3'ü izleyeceğim.
-Ve öngöremediklerim...:)

Hepinize sağlıklı ve öncekilerini aratmıyacak, güzel seneler.:)

21 Ağustos 2012 Salı

Sen Hiç Red Alert Oynadın mı? Ya da Age of Empires?


İnsanlık bitti mi? Gözü yeşile mi odaklanır? Bu yüzden mi paralar yeşil? Ama kan kırmızı değil mi? Bundan korkmuyorlar mı? Bir çocuğun annesine sorduğu sorular olamaz belki ama bu soruların dürüst bir cevabı hiçbir zaman olmayacak. Zaten olsa bugün insanlar böyle ölmezdi.

Ben milliyetçi bir insan olmadım hiçbir zaman. Irkçı da olmadım üstelik. Hatta inandığım bir şey varsa ki var, oda bana söyler ki; herkes eşit doğar bu hayatta. Hiçbir ırk ya da millet ötekisinden üstün değildir. Olamazda! Bu tamamen insanoğlunun, evlatlarını oyalama, kandırma biçimidir. Hep buna inandım. Gelinen nokta da bana bunu en doğrular nitelikte.  

Milletlerin yönetimlerinde milliyetçilik duygusu hiçbir zaman fark yaratmadığına inanmaktayım. Sen hiç Red Alert oynadın mı? Ya da Age of Empires? Oynamışsan bilirsin her milletle ötekini yenersin. Oynamadığın bir strateji oyunu vardır ama. Zaten onu sana, bana oynatmazlar. Bu oyunda da millet, ırk fark etmez. Sazı eline alan oynatır oyunu. Bu oyunda öle imkânları vardır ki kullanıcının, sonu yoktur strateji üretmenin. Ama bu oyunda diğer strateji oyunlarında olmayan özellikler de vardır. Öncelikle oyun çok gerçektir ve insanlar ölür. Tıpkı diğerlerinde de olduğu gibi.  Ama burada sivil insanlar da ölür. Sivil hayatı kışkırtabilirsin. Ajanlarını halkın arasına salıp, stratejin doğrultusunda dünyaya yön verebilirsin. Hali hazırda savaşlar bu şekilde icra edilmektedir. Komutanlar oturdukları yerden km.lerce uzakları kontrol etmektedirler. Kaçak dövüşürler, bomba patlatırlar, dedikodu üretirler. Bunu görenler; “Halk Oyuna Geldi” şeklinde söylenirler, bilmezler kendileri de oyuna gelirler.

Mesela oyunun en ilgi çekici özelliklerinden biri de unut gazıdır. Unut gazı bir tutam bombanın içine yerleştirilir ve milletin içine salıverilir. Böylece bu üzücü olaylar 7 gün içerisinde unutulur. 7 günlük süre mühimdir. Bu süreç şu şekilde yaşanır. Olayın 25 dakika sonrasında yoğun gaz birikintisi insanların içine girer. 2 gün bu şişkinlikle ortalıkta dolanırlar. Geri kalan süreçte gaz söner ve 7. günün sonunda uyuduklarında unutulmuş olur bu süreç.

Meydanlarda yiğitçe savaşma dönemi bittiğinden beri, insanlık bu oyunu oynamaktadır. Oyunları kimler mi kontrol ediyor? Ne fark eder ki? Oynanan oyun hep aynı oyun…

Sen hiç Red Alert oynadın mı? Ya da Age of Empires? Orada masum insanları bombayla patlatarak, ya da yüksek binalara uçakla yıkarak öldürmüyorsun. Erkek gibi savaşıyorsun...

26 Ekim 2011 Çarşamba

Zor Zamanlar (Dikkat Bu Yazı Ağırkaçabilir!)

Öncelikle yurdumuzun başı sağ olsun. Yaşananlar hakikaten ülkemiz adına çok üzücü. Önce doğuda ki sert mücadele, kanayan yaralar, sonra göçük altında daha kabuk bağlamadan tekrar kanayan yaralar. Hakikaten zor zamanlar yaşıyoruz.

Bu iki olay üst üste gelince tabi gözler pür dikkat güneydoğuya yöneldi. Tabi bu noktada "daha önce neredeydiniz?" demek çok kolay. Zaten herkes kendi hayat kargaşasında, ama sınıfta kaldığımız apaçık ortada. Hatta bana kalırsa, daha önce gittiğimiz sınıfları sil baştan tekrar okumamız gerek. İki tane canımı yakan konuya değinmek istiyorum. Bu konular belki ilerisi için ders niteliğinde olur da aynı sıkıntılar yaşanmaz...

Van için halk gerçekten seferber oldu. Bu çaba karşısında tüylerim diken diken oluyor. Gerçekten bu kadarını beklemiyordum. Ama atladığım bir nokta vardı, oda biz çok duygusalız. Bu duygusallık karşısında bazen çok güzel tepkiler verebiliyoruz. İşte ilk canımı yakan nokta burada başlıyor. "Duygusallığın, cehaletle buluştuğu nokta." Genelde bütün sorunlarımız bu noktada başlıyor. Depremin, o bölge için Allah'ın taktiri şeklinde yorumlanması ve o bölgede eşkıyalık yapanların bugün devlete sığınmalarına kızılması beni çok üzdü. Belki kızmak en doğal hakları insanların, ama bunun sırası şimdi değil! Zamanı geldiğinde de yıkıcı bir biçimde olmamalı. Böyle düşündüklerinde bilmiyorlar ki oradaki insanlar yine eşkıyalığı seçecektir. Çok canınız yanmadı mı bu kadar yıldır giden canlara? Hiç mi üzülmediniz oğlunu gömen babalara? Nasıl bir cehalete bürünmüşsünüz ki, yaşanan bu deprem karşısında savaş borazanları çalabiliyorsunuz. Nasıl bir insanlık terbiyesinden geçmişsiniz ki, yaşanan bu deprem karşısında geçmiş meseleleri ağlayan insanların yüzüne vuruyorsunuz. Düşene bir tekmede sizden memleketimin insanlarının yarısı. Diğer yarısı zaten elinden geleni yapmakta.

Halkımız gerçekten çok güzel destek sağlıyor Van'a. Ama bu noktada ikinci üzüldüğüm nokta başlıyor. Depremin üzerinden 3 gün geçti ve hala bölgede çadır problemi yaşanıyor. Bunun siyasi bir konu olmadığını  belirtmek isterim. Ama 3 gün geçmesine rağmen hala battaniye ve çadırın ulaşamadığı köylerin haberleri geliyor. Buna rağmen devlet baba; "çadırların yeterliliğinden" bahsediyor. 3 gün geçmiş olmasına rağmen, insanlar tuvalet sorunları, elektrik sorunları, yakınlarına ulaşamama sorunları yaşıyor. 3 gün geçmiş, ayağına giyecek çorap bulamayan depremzedeler var. Belki de binlerce çadır, battaniye, kıyafet, yiyecek buradan gönderiliyor. Ama sanırım o bölgede organizasyon yapıp, bu gönderileri organize edecek devlet erkanı bulunmamakta. Koskoca devlet nasıl oluyor da halkına muhtaç kalıyor! Daha önce yaşanılanlar hiç mi ders olmadı? Bunun için 12 yıldır vergi toplayan devlet, yine bir depremde nasıl bu kadar dillere düşecek duruma geliyor? O toplanan vergilerle bugün yeni bir ülke kurulur. 12 yıl! Ama bugün depremzedenin ayağına çorap giydiremiyoruz. Artık depremin can alma korkusu azaldı. Geride kalanların yaşamını düzeltmemiz lazım!

Devletimiz çok şanslıki, böyle bir halkı var. Umarım bundan sonra bu halkın kıymetini bilir. Tüm memleketin başı sağolsun...

22 Eylül 2011 Perşembe

Zaman Artık Bizim

Sustu saat tıkırtıları
Zaman artık senin.
Hükmederim ben umarsızca,
Gümüşten oklarımla zamana.
Ve artık zaman bizim,
Sunduk onu kötü dünyaya.
Ve artık güzelleşecek bu cihan,
Zaman artık bizim.
Güldü gözlerin sonsuza,
Zaman artık senin.
Tuttu ellerin evreni,
Üstelik sadece uzanmıştı ellerim.
Zaman artık bizim...

9 Ağustos 2011 Salı

Anlamam Irkımı


Anlayamadığım ırktaşlarım var. Hiç bir koşulda anlayamadığım...

Anlamam ırkımı; bacak görür, azar, elde edemem der, gider kızı döver...

Anlamam ırkımı; oruç tutar, kendini bir şey zanneder, oruç tutmayan kendinden zayıf birini görür, gider onu döver...

Anlamam ırkımı; şair siyasi bir fikir verir, gider ona sen şiir yazmana bak der, ilk gördüğü yerde onu döver...

Anlamam ırkımı; takım tutar, rakip takım taraftarına dalga geçmez, gider direk döver...

Anlamam ki ben ırkımı; ülkede sanat yok der, gider saçma sapan dizileri izler, ona inanır, dizide ölen karakterin cenaze namazını kıldırır...

Hiç anlayamadım ben ırkımı; izlediği diziye inanır, sevdiği karaktere bürünür, ters yapanı döver...

Anlamam ben ırkımı; yine de o saçma sapan dizileri izlemeye devam eder, sanatsal değeri yüksek bir şeyler çıkar o ekranda izlemez, yarıda bitittirir, izleyenlerin hevesini kursağında bıraktırır...

Anlamam ben ırkımı; aç kalır, en pahalı harcamaları yapar, uslanmaz daha da pahalı olmasını sağlattırır...

Anlamam ben ırkımı; bütün yanlışlıklara topluca bir tepki göstermez, 3 güne unutur, unutmayanı döver...

Anlamam ben ırkımı; işini iyi yapan diğer ırklardan birine saygı göstermez, kendi ezikliğini bastırır, gider onu döver...

Anlamam ki ben ırkımı; farklı düşünen kendi ırkından insanlara saygı göstermez, şehirlerine misafir olur, gider kaldıkları oteli yakar, ellerine geçirdiklerini döver...

Hiç anlaymadım ben ırkımı; bunları okusa, ne yapar eder beni bulur, gelir beni döver...

...

Anlayamam işte ırkımı, korkarım ben kendimi mi anlayamadım diye...

7 Ağustos 2011 Pazar

İncelikli Hayta [Küçük İskender]

savrulurken raconun kırmızı pelerini o zarif öfkeye,
zaman ki sana hasta oldu
incelikli haytasın

nüksederken mahallenin maşallahı eyvallahı
güzelleş be oğlum.

şimdilik ölümüne kadar hayattasın
şimdilik, ölümüne kadar hayattasın.

31 Mayıs 2011 Salı

Yine

Bir sözden ötelenmiş gecede,
Ne tutulmuş,
Ne yutulmuş,
Bir bardak su ile...
Dudaklar kup kuru,
Gözler kör,
Hatırlamaz ki tek bir hücre.
Bekletir köşede,
Kaldırım taşı üzerinde.
Kandırdı gece gündüzle.
Anlamaz ki geçmiş
Bekletir bilmeden,
Bir bebeğin tok haliyle.
Daha ne ister ki...

Çaldı günler sessizliği
Yollar aklında yine, yine...
Gülmek eylemsizliği
Uçamadı kanatlar yine, yine...
Susturdu göz yaşlarını
Çöl oldu gördükleri yine, yine...
Okuyup anlatamadığı
Uyku halinde yine, yine...
Sessiz ama gece
Durdu önünde kalp yine, yine...
Umursamaz gözlere
Umursamaz yine, yine
Çaldı gece sesleri
Kalır yarım yine, yine...
Daha ne eksik ki...
Kime ne...

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Çöl Kumları

Eksik hayatlarda çöl kumları
Kaçar gözlere ikindi vakti
Mitolojik havada göz yaşları
Hatırlatır evvel zamanı
Ağlatır umarsızca
Çöl kumları...

Çöl Kumları

Eksik hayatlarda çöl kumları
Kaçar gözlere ikindi vakti
Mitolojik havada göz yaşları
Hatırlatır evvel zamanı
Ağlatır umarsızca
Çöl kumları...

1 Mayıs 2011 Pazar

Her Yerde Kum Var (Mısır Güncesi - 1)



Mısır'da ilk iki günü geçirdik. Burası ilginç bir yer. Öncelikle Kahire'deyiz ve çok kalabalık. Dün cuma diye tatilmiş ve trafik yoktu ama bugün aynı durumu yaşıyacağımızı pek sanmıyorum. Burada evler, yollar çok kasvetli ve her şey sarı ve tonlarında. Adamlar kumdan ilham almış ve her yerde kum var. Nil nehri kenarları biraz yeşil ama kasvet devam ediyor. Birde nasıl bir yağ ile yemek yapıyorlarsa bütün şehirde garip bir koku var.

Çalışma yapacağımız yer 6th of october city diye geçiyor. Kahire ile arasında bir 30 km var. Mısır İsrail'e karşı zafer elde ettiği günün anısına adamlar şehir yapmışlar. Bu şehirde ondan fazla universite ve organize sanayi var. Ancak sonradan yapılmış olmasına rağmen sarı renkli binalar devam etmekte ve insanın içine sıkıntı veren bir şeyler var. Kahire'den buraya araba ile giderken solda, dönerken sağda piramitleri görebilirsiniz. Uzaktan ama... Uzaktanda olsa pramitler görmek heyecan verici. Heran bir yerlerde mitolojiyle karşılaşmak çok eğlenceli.

Burada trafiğin berbat olduğundan bahsedildiğini söylemiştim. Bugün onu gördüm gerçekten. Araba sürmeyi deli gibi seven ben, araba sürmekten korktum. Ama şoförümüz var ve bu durumdan hiç de şikayetçi değilim. Zaten eve geçtiğimizde trafik derdinden uzaklaşacağız. Zira ev ile fabrika arası 10 dakika.

İlginç bir durum ise, arabaların sağ arka tarafları hep vurulmuş ya da bir yerlere sürtülmüş durumda. Ve kimse bundan şikayetçi değil. Zaten 30 milyonluk bir şehirde böyle şeylerin olması normal. Ama yinede insanlar körlemeziye araba sürüyor burada. Ve bu korku verici bir durum.

Son dönemlerde yaşanan olaylar ülkeyi baya etkilemiş. Yeni yanmış binaları görmek mümkün. Duvarlarda hilal ile haç işaretinin iç içe geçtiği semboller var. Bunlar yaşanan devrimin işaretiymiş. İlk fırsatta onun da fotoğrafını çekerim.

Şimdilik durum böyle. Çarşambaya resmen yoğun tempolu çalışmaya başlarız burada. Fırsat buldukça yazmaya ve burada paylaşmaya devam edeceğim. Şimdilik bu kadar. Selametle:)