12 Ocak 2014 Pazar

Gerçeğin Peşinde

onlar, Gerçeklerin peşinden gittiler.
sen yücelerin yücEsi, imkansız sandın
ve zor tutulanlar, siZler olasılıksız...
hala anlamadınız değİl mi?

onlar, canları pahasına Gerçektiler.
sen, imkansız bir umurdasın, yücE şey.
ve zor tutulanlar, olasılıksızsınıZ.
anlamak bu kadar kolay değİl zaten.

onlar, ağaç kadar Gerçektiler.
sen yücE, doyumsuzluğun imkansızısın.
ve Zor tutulanlar, hala olasılıksızsınız.
anlamamanız gayet manİdar zaten.

sus,Geri git ve dinle!
imkansız olanı Elediğinde,
olasılıksıZ olsa da,
elinde kalan gerçektİr.

6 Ocak 2014 Pazartesi

Revolver

iki revolver kurşunu,
taşırdı son damlayı.
Sarayevo sokaklarında.
Yandı fitil sürekli.

iki revolver kurşunu,
başlattı fitilin ateşini.
Sarayevo sokaklarında.
hala, fitil sönmedi.

iki revolver kurşunu,
önce birincisi başladı.
Sarayevo sokaklarında.
sonra sıçradı Belgrad'a.

iki revolver kurşunu,
kesmedi ilki, yetmedi bize
Varşova sokaklarında.
ne canlar gitti.

iki revolver kurşunu,
toplu mezarlar bitti her yerde.
Varşova sokaklarında.
cepleri şiir dolu cesetler...

iki revolver kurşunu,
adem yapımı bitmeyen kokusu.
Varşova sokaklarında.
sonra sıçradı Hiroşima'ya.

iki revolver kurşunu,
farkında mısın?
kendi evinin sokağında.
hala kokan barutun...

5 Ocak 2014 Pazar

Gülücük

bir gülücükle geçer yalnızlık
aslında hayat bu kadar çocuk.
beklediğin romanın heyecanıyla,
izleyeceğin filmin merakıyla.
bir gülücükle geçer yalnızlık.

aslında hayat bu kadar çocuk.
yeni bir grup keşfetmekle,
gelen merak duygusu.
yerinde durmadığın o yaramazlık.
bir gülücükle geçer yalnızlık.

sadece gülün karşımda.
gülün diye varım ben burada.
arkamdan işler döner mi hayatta?
vicdanım rahat, ben deli çocuk.
hadi söyle bana ya da sus artık!
bir gülücükle geçer yalnızlık.

29 Aralık 2013 Pazar

Tüm İnananlar

Öğren bunları Çocuk,
Aslında çok basit.
Sen gördün hepsini.
Sadece, hatırlaman lazım.
Tüm savaşların sebebi.
Amacı, barış olan duygudan gelir.
İnsan sevgisi Çocuk.
Temelinde bu yatar.
Tüm inananlar...
Bildin mi Çocuk?
Çarpıttılar her bir satırını.
Her sözünü değiştirdiler.
Batılısı, anahtarını sattı,
Doğulusu, muskalarla kendinden geçti.
Ama, dünyayı bu hale onlar getirdi.
Hatırla hepsini Çocuk.
Yalanlarıyla geldiler,
Beddualarıyla  geçip gittiler.
Sen, yaralandın Çocuk.
İnsanlar, bu yüzden öldü.
Uyan artık rüyandan.
Babalar, oğullarının ölümünü gördü.
Neye inanıyorsun Çocuk?
Aslında çok basit.
Kimse inanmıyor Çocuk.


Kandırmak en kolayıdır,
İnanılanın doğru olduğuna
Sen de inanırsın sonunda.
Kanma oyunlara Çocuk...

23 Aralık 2013 Pazartesi

Saçma

bir kalemle olmaz bu işler,
hemen uçar gider.
ben saçmalamayı bitirmedim.
okunamaz bu yazıtlar.
tek kalemle olmaz bu işler.
çok çabuk silinirler.
hayat benden saçma hala.
okunmasın tüm yazıtlar.
hiç çabalama olmaz bu işler.
her şey çok unutkan.
saçmalamaya hala devam...
okuyamaz kör bakanlar...
kendine gel bir düşün,
gün doğar sabahtan
zaman bir çözüm değil.
gün batar gecede,
zaman sadece bir düğüm.
o günle biter...
hiç bir kalemle olmaz bu işler
akılda uzar gider.
saçma olan zamanın kendisi.
okursun anladığında...

11 Aralık 2013 Çarşamba

Dünya Değişiyor

su, akıyor önündeki arıkta.
en az Fırat kadar.
bakarken balık yansımalarına,
sonsuz hayatı değişiyor.

ay, hissettiriyor kendisini uzaklarda.
en az gün kadar.
bakarken gecenin karanlığına,
birinin hayatı değişiyor.

güneş, doğuyor dağınık odanda.
en az ay kadar.
bakarken günün aydınlığına,
bir yerlerde hayatı değişiyor.

bebek, ölüyor saçma sapan şarkta.
en az doğum kadar.
bakarken ekranındaki yazılara,
muhtemelen hayatı değişiyor.

aslında duyma beni,
dünya değişiyor.
ve muhtemelen bir yerlerde,
birinin hayatı sonsuza dek değişiyor...

30 Kasım 2013 Cumartesi

Çocuk

Orta Asya'dan gelmiş,
Gezgin bir sülalenin torunu.
Belki bundan bu kaçıncı şehri.
Bu yüzden sabırsız, heyecanlı.
Göçebe,
Bu yüzden suskun.
Canı acıyınca kızgın,
Hala suskun, hala sabırsız, heyecanlı.
Ben, çocuk...
Aynı, sesini duyan ben,
Suskun, sabırsız, heyecanlı.
Ben, çocuk...
Büyüyemez ki...
Göçebe işte,
Büyümeye fırsatı olmamış.
Ben, barak aşiretinin torunu
Göçebe, buruk, suskun.
Çocuk...

6 Haziran 2013 Perşembe

At mı?

TOMA'da mazot biter
Sokakda gazın biter
Bizim de alkol biter
Bilmezsin sen
Neticede çıban biter!

Ağaçlar kökünden biter
Meyveler öteden biter
Bizimde üzüm biter
Bilmezsin sen
Neticede tırmık biter!

Gezin burada biter
Yürekler sarayda biter
Bizimde harçlık biter
Bilmezsin sen
Neticede acı biter!

Bıyığın ergenken biter
Şimbili oyla biter
Bizimde çapul biter
Bilmezsin sen
Neticede at biter!

21 Nisan 2013 Pazar

Aroması Sen

Sen geldiğinde,
Sümbüller sarar dört bir yanı.
Hani bahseder ya usta şiirinde;
Kırk yıllık beton çayır çimendir şimdi.
Değil öyle,
Sümbül ağaçlarıdır her yer.
Ve kokun, sümbüller kıskanır.
Sadece görünürler gözüme.
Sen gibi kokmazlar öyle.
Kokamazlar.
Ve sen geldiğinde,
Gönlüm bir damla su olur.
İçinde bir tutam sümbül,
Aroması sen.
Sen geldiğinde her seferinde,
Mor olur üstüm.
Aroması sen.

1 Ocak 2013 Salı

12 BİTTİ 13 BAŞLASIN


2012 yılını da geçtik gidiyoruz. Farklı bir yıl oldu esasında. İşte 12'de aklımda kalanlar;

-Çok değişken bir seneydi. 3 şehir değiştirdim resmen.(Malatya - Gaziantep - Kocaeli)
-Askerlik çıktı aradan.
-Yepyeni bir işe başladım. Çok heyecanlı bir süreçti.
-Tuttuğum el ile zor virajlar atlattık. Artık hangi viraja nasıl gireceğimizi biliyoruz.
-Çok fazla yeni arkadaş edindiğim bir yıl oldu.
-Uzun zamandır görmediklerimle görüştüm.
-Karadeniz hariç geri kalan tüm coğrafi bölgeleri gördüm bu sene.
-21 Aralıkta hiç bir cacık olmadı.:)
-Doğum günümde üç tane 12 yan yana geldi ve tam saat 12:12'de tivit attım.
-Her zaman olduğu gibi bu yılda baklavanın, kebabın, kadayıfın dibine vurdum.
-Hobit ve Cloud Atlas'ı izledim, beğendim.

2013 başlıyor. Bu sene geçiş süreci devam edecek sanırım. 2014'ten beklentim çok esasında ama bu yıl da olacak çok önemli hikayelerim olacak. İşte 13'te olabilecek dönüm noktalarım;

-Bazı süprizlerim olacak. Ama havalar soğuk, ısınıp biraz soğuması lazım. ;)
-İlk arabamı alacağım. Çok hevesliyim.
-Dostum nişanlanıp, evlenecek.
-Yepyeni bir fabrika, yepyeni ofis ve yepyeni araba... Çok heyecanlıyım.:)
-Gecemle gündüzüm karışacak.
-Pasaportumu kullanma ihtimalim bir hayli yüksek.
-TNK ve Şebo'nun yeni albümlerini dinleyeceğim.
-Hobit 2 ve Hangover 3'ü izleyeceğim.
-Ve öngöremediklerim...:)

Hepinize sağlıklı ve öncekilerini aratmıyacak, güzel seneler.:)

21 Ağustos 2012 Salı

Sen Hiç Red Alert Oynadın mı? Ya da Age of Empires?


İnsanlık bitti mi? Gözü yeşile mi odaklanır? Bu yüzden mi paralar yeşil? Ama kan kırmızı değil mi? Bundan korkmuyorlar mı? Bir çocuğun annesine sorduğu sorular olamaz belki ama bu soruların dürüst bir cevabı hiçbir zaman olmayacak. Zaten olsa bugün insanlar böyle ölmezdi.

Ben milliyetçi bir insan olmadım hiçbir zaman. Irkçı da olmadım üstelik. Hatta inandığım bir şey varsa ki var, oda bana söyler ki; herkes eşit doğar bu hayatta. Hiçbir ırk ya da millet ötekisinden üstün değildir. Olamazda! Bu tamamen insanoğlunun, evlatlarını oyalama, kandırma biçimidir. Hep buna inandım. Gelinen nokta da bana bunu en doğrular nitelikte.  

Milletlerin yönetimlerinde milliyetçilik duygusu hiçbir zaman fark yaratmadığına inanmaktayım. Sen hiç Red Alert oynadın mı? Ya da Age of Empires? Oynamışsan bilirsin her milletle ötekini yenersin. Oynamadığın bir strateji oyunu vardır ama. Zaten onu sana, bana oynatmazlar. Bu oyunda da millet, ırk fark etmez. Sazı eline alan oynatır oyunu. Bu oyunda öle imkânları vardır ki kullanıcının, sonu yoktur strateji üretmenin. Ama bu oyunda diğer strateji oyunlarında olmayan özellikler de vardır. Öncelikle oyun çok gerçektir ve insanlar ölür. Tıpkı diğerlerinde de olduğu gibi.  Ama burada sivil insanlar da ölür. Sivil hayatı kışkırtabilirsin. Ajanlarını halkın arasına salıp, stratejin doğrultusunda dünyaya yön verebilirsin. Hali hazırda savaşlar bu şekilde icra edilmektedir. Komutanlar oturdukları yerden km.lerce uzakları kontrol etmektedirler. Kaçak dövüşürler, bomba patlatırlar, dedikodu üretirler. Bunu görenler; “Halk Oyuna Geldi” şeklinde söylenirler, bilmezler kendileri de oyuna gelirler.

Mesela oyunun en ilgi çekici özelliklerinden biri de unut gazıdır. Unut gazı bir tutam bombanın içine yerleştirilir ve milletin içine salıverilir. Böylece bu üzücü olaylar 7 gün içerisinde unutulur. 7 günlük süre mühimdir. Bu süreç şu şekilde yaşanır. Olayın 25 dakika sonrasında yoğun gaz birikintisi insanların içine girer. 2 gün bu şişkinlikle ortalıkta dolanırlar. Geri kalan süreçte gaz söner ve 7. günün sonunda uyuduklarında unutulmuş olur bu süreç.

Meydanlarda yiğitçe savaşma dönemi bittiğinden beri, insanlık bu oyunu oynamaktadır. Oyunları kimler mi kontrol ediyor? Ne fark eder ki? Oynanan oyun hep aynı oyun…

Sen hiç Red Alert oynadın mı? Ya da Age of Empires? Orada masum insanları bombayla patlatarak, ya da yüksek binalara uçakla yıkarak öldürmüyorsun. Erkek gibi savaşıyorsun...

26 Ekim 2011 Çarşamba

Zor Zamanlar (Dikkat Bu Yazı Ağırkaçabilir!)

Öncelikle yurdumuzun başı sağ olsun. Yaşananlar hakikaten ülkemiz adına çok üzücü. Önce doğuda ki sert mücadele, kanayan yaralar, sonra göçük altında daha kabuk bağlamadan tekrar kanayan yaralar. Hakikaten zor zamanlar yaşıyoruz.

Bu iki olay üst üste gelince tabi gözler pür dikkat güneydoğuya yöneldi. Tabi bu noktada "daha önce neredeydiniz?" demek çok kolay. Zaten herkes kendi hayat kargaşasında, ama sınıfta kaldığımız apaçık ortada. Hatta bana kalırsa, daha önce gittiğimiz sınıfları sil baştan tekrar okumamız gerek. İki tane canımı yakan konuya değinmek istiyorum. Bu konular belki ilerisi için ders niteliğinde olur da aynı sıkıntılar yaşanmaz...

Van için halk gerçekten seferber oldu. Bu çaba karşısında tüylerim diken diken oluyor. Gerçekten bu kadarını beklemiyordum. Ama atladığım bir nokta vardı, oda biz çok duygusalız. Bu duygusallık karşısında bazen çok güzel tepkiler verebiliyoruz. İşte ilk canımı yakan nokta burada başlıyor. "Duygusallığın, cehaletle buluştuğu nokta." Genelde bütün sorunlarımız bu noktada başlıyor. Depremin, o bölge için Allah'ın taktiri şeklinde yorumlanması ve o bölgede eşkıyalık yapanların bugün devlete sığınmalarına kızılması beni çok üzdü. Belki kızmak en doğal hakları insanların, ama bunun sırası şimdi değil! Zamanı geldiğinde de yıkıcı bir biçimde olmamalı. Böyle düşündüklerinde bilmiyorlar ki oradaki insanlar yine eşkıyalığı seçecektir. Çok canınız yanmadı mı bu kadar yıldır giden canlara? Hiç mi üzülmediniz oğlunu gömen babalara? Nasıl bir cehalete bürünmüşsünüz ki, yaşanan bu deprem karşısında savaş borazanları çalabiliyorsunuz. Nasıl bir insanlık terbiyesinden geçmişsiniz ki, yaşanan bu deprem karşısında geçmiş meseleleri ağlayan insanların yüzüne vuruyorsunuz. Düşene bir tekmede sizden memleketimin insanlarının yarısı. Diğer yarısı zaten elinden geleni yapmakta.

Halkımız gerçekten çok güzel destek sağlıyor Van'a. Ama bu noktada ikinci üzüldüğüm nokta başlıyor. Depremin üzerinden 3 gün geçti ve hala bölgede çadır problemi yaşanıyor. Bunun siyasi bir konu olmadığını  belirtmek isterim. Ama 3 gün geçmesine rağmen hala battaniye ve çadırın ulaşamadığı köylerin haberleri geliyor. Buna rağmen devlet baba; "çadırların yeterliliğinden" bahsediyor. 3 gün geçmiş olmasına rağmen, insanlar tuvalet sorunları, elektrik sorunları, yakınlarına ulaşamama sorunları yaşıyor. 3 gün geçmiş, ayağına giyecek çorap bulamayan depremzedeler var. Belki de binlerce çadır, battaniye, kıyafet, yiyecek buradan gönderiliyor. Ama sanırım o bölgede organizasyon yapıp, bu gönderileri organize edecek devlet erkanı bulunmamakta. Koskoca devlet nasıl oluyor da halkına muhtaç kalıyor! Daha önce yaşanılanlar hiç mi ders olmadı? Bunun için 12 yıldır vergi toplayan devlet, yine bir depremde nasıl bu kadar dillere düşecek duruma geliyor? O toplanan vergilerle bugün yeni bir ülke kurulur. 12 yıl! Ama bugün depremzedenin ayağına çorap giydiremiyoruz. Artık depremin can alma korkusu azaldı. Geride kalanların yaşamını düzeltmemiz lazım!

Devletimiz çok şanslıki, böyle bir halkı var. Umarım bundan sonra bu halkın kıymetini bilir. Tüm memleketin başı sağolsun...